- Dünya Robot Olimpiyatı Türkiye Finali’nde teknoloji ve yaratıcılık buluştu
- 'Türkiye’ye meydan okumaya çalışanlara tavsiyem; tarihten ders çıkarmalarıdır'
- Belde seçimleri tamamlandı: MHP'li Feti Yıldız yasal düzenleme istedi
- Bornova’da orman yangınlarının nedenleri ve çözüm yolları masaya yatırıldı
- Dikkat çeken iktidar kulisi... AKP'de 'kopuş' iddiaları: 'Milletvekilleri çalışmalara katılmıyor'
Diktatörlük karşıtı aydın, Brezilyalı yönetmen Lúcia Murat, Ankara’daydı
Ankara Brezilya Konsolosluğu’nun katkılarıyla Lúcia Murat 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali'ne üç filmiyle geldi.
Bu aralar Ankara semalarında beklenmedik bir duygusal ve entelektüel yoğunluk, coşkulu bir direniş enerjisi hissettiyseniz, sebebi belli: 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, kente kelimenin tam anlamıyla “yaşayan bir efsane” indirdi. Ankara Brezilya Konsolosluğu’nun katkılarıyla benzersiz bir sinemacı, Lúcia Murat üç filmiyle geldi.
Günün sonunda hepimizin payına düşen o tanıdık keder biçimleriyle nasıl baş ettiğimiz, sinemanın da sinemacının da en temel sınavıdır malum. Ankara Kült Kavaklıdere sahnesine çıkan 77 yaşındaki Murat, yakın tarihin en karanlık dönemlerinden birinden sağ çıkmayı başardığı gibi geçmişin yaralarını sanata dönüştürmüş bir bilge adeta. Festivalin program direktörü Alin Taşçıyan’ın moderatörlüğünde düzenlenen Ustalık Sınıfı’ndan film gösterimleri sonrası sohbetlere, hayranlıkla peşinden ayrılmadığım yönetmen, her şeye karşın umutlu. Yeni filmi için çalışması tabii ki buna yanıt ama yine de ısrarla soruyorum ve gezegen baş aşağı giderken dahi “Umut direnişin bir yolu” yanıtını alıyorum. Latin Amerika’nın en uzun diktatörlüklerinden biri olan Brezilya askeri rejimini (1964-1985) gündeme getiren Oscar adayı “Gizli Ajan” (2025) ve Oscarlı “Hâlâ Buradayım” (2024) filmleri son dönem baştacı edilirken onların öncüleri Lúcia Murat’ın hatırlanması elzemdi zaten: “İyi ki varlar. Benim filmlerim onlar gibi milyonlarca kişiye ulaşamadı tabii ama yaşananları dünyaya hatırlatmaları çok önemli” diyor.
Üstelik Latin Amerika’nın en uzun diktatörlüklerinden biri olan Brezilya askeri rejimi (1964-1985) döneminde işkencelere maruz kalmasına karşın.
Festivalde yer alan üç filminden, “Yaşadığını Görmek Ne Güzel” (Que Bom Te Ver Viva, 1989) kadınlara yapılan işkenceleri, tecavüzleri ve gözaltındaki kayboluşları anlatıyor. Bir arkadaşıyla karşılaştığında söylenen cümle filme adını vermiş. Belgesel olarak başlamış ama yetmemiş: “Söyleşileri insanların gerçekte neler yaşandığını tüm çıplaklığıyla anlaması için koydum. Kurbanların sesini duymak istedim ama bu yaşadığım dehşeti yeterince anlatamıyordu. İçimdeki o müthiş isyanı ifade edebilmek için kurmacaya da sığındım” diyor. Yönetmen, yaşadığı acının ve sinemasal arayışın ne kadar evrensel bir karşılığı olduğunu ilk kez uluslararası festivallere gittiğinde fark etmiş.
ORYANTALİZME TEPKİ
Diktatörlük sonrasında bir süre televizyonda da çalışan Murat için sineması toplumsal bir yüzleşme aracı. Murat’ın sinemasında hiçbir film havadan düşmüyor, her yapıt bir öncekinin içinden, adeta küllerinden doğuyor. Siyasi mahkûmluk, devrim idealleri ve yoldaşlık bağları derken sinemasını toplumsal bir yüzleşme arenasına çeviriyor. Tabii bu sırada “egzotik, sıcak, şen şakrak Brezilya” imajı satmaya çalışan oryantalist kafalarla dalga geçmeyi de ihmal etmiyor. Olhar Estrangeiro (Yabancı Bakışı) belgeseliyle Brezilyalı kadınların cinselliği üzerinden yaratılan o mutlu fantezi illüzyonunu darmadağın etmiş... “Kızgın ve öfkeliydim” derken bile sakin ve zarif.
Yine de insanlık tarihi kadar eski o cevapsız soru Lúcia’nın da yakasını bırakmıyor: “Orta sınıftan gelen, iyi eğitimli bir ailelerin çocuğuydum. Daha iyi bir dünya için başkaldırdık. Ve dehşeti yaşadık. Bir insan, bir diğerine bu kötülüğü nasıl yapabilir? Hâlâ anlamıyorum.”
GENÇLERE TAVSİYE
Sosyal adaletsizliğin altını çizerken genç enerjiyi her zaman baştacı eden yönetmenin, öğretmenlerin sefalet ücretlerine karşın yaşamlarını çocuklara adadığı Hora do Recreio (Oyun Vakti) filmindeki o dinamizm, aslında sinemasının da özeti. Günün sonunda genç sinemacılara ve aktivistlere verdiği tavsiye ise açık: “Kendinize ve fikirlerinize inanmalısınız! Vazgeçmeyin! Yol boyunca karşınıza çokça ‘hayır’ çıkacak. Bu ‘hayır’larla baş etmeyi ve yıkılmamayı öğrenmelisiniz. Ama asıl önemli olan, hayatınız boyunca o tek bir ‘evet’i alabilmek için sonuna kadar çabalamak.” Gençlerin apolitik birer tüketici gibi algılanmasına da karşı: “Hayalleri ve idealleri olan bir gençlik var, her türlü engele karşın daha iyi bir hayatı hak ediyorlar”
‘BANA ANLATILAN ANILAR’ VE BİTMEYEN TÜRKİYE SİMÜLASYONU
Lúcia Murat’ı dinlerken hepimizin ülke travmalarına tanıdık gelen o makus talihe karşı sinemasal bir seansa oturmuş gibi hissedebilirsiniz. Dile kolay; askeri diktatörlüğün en zifiri karanlığında dört yıl hapis yatmış, işkencenin her türlüsünü görmüş ama pes etmek yerine kamerayı bir “sessizliği yırtma aparatı” olarak kullanmayı seçmiş.
Festivalde yer alan, kaybedilmiş devrim mücadelelerinin şahane bir hesaplaşması olan filminin finalindeki o “Biz buradayız, devam edeceğiz” diyen genç kuşak, seyirciyi alt üst etmeye yetti. Zira film, adeta bizim gibi “daha iyi bir dünya ararken sürekli duvara toslayan” ülkelerin aynısı, adeta bir Türkiye simülasyonu.
Peki, tüm bu badirelere, eski başbakan Bolsonaro gibi yakın geçmişte sanatı fonlamayarak yok etmeye çalışan sağcı iktidarlara rağmen hâlâ nasıl bu kadar umutlu olabiliyor? Lúcia Murat, o meşhur, içimizi ısıtan geniş gülümsemesiyle filmin finalinden söz açıyor. Polyannacılık değil, direniş. Filmdeki “mikro devrimler” yani küçük ama köklü değişim hareketleri, gençliğe her zaman bir acil çıkış planı sunuyor.
cumhuriyet
Yorum Ekle
Diğer Haberler
Festivalin 4. gününde sinemada eril tahakküme karşı kadın emeği
29.Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, dördüncü gününü geride bırakırken sinemanın yalnızca bir sanat dalı değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı, direnişi ve dayanışmayı ...
Nafi Atuf Kansu Eğitbilim Araştırmaları Ödülü'ne katılım süresi uzatıldı
Adayların 3 farklı kategoride yarışabilmesine olanak tanıyan Nafi Atuf Kansu Eğitbilim Araştırmaları Ödülü'ne katılım süresi 15 Temmuz 2026'ya kadar uzatıldı. Eğitim bilimleri alanında ya...
Christian Petzold’un yönettiği psikolojik dram ‘Aynalar No.3’ gösterime girdi
Christian Petzold’un yeni filmi “Aynalar No.3”, görünmeyen ölüm, yas ve kimlik arayışı temalarını rüyayla gerçeklik arasında gidip gelen minimalist bir anlatımla ele alıyor. Film, parçala...
Albet Sezonu ‘Bir Düğün Günü’ İle Taçlandırdı
Aliağa Belediyesi’nin kültür ve sanat alanındaki öncü oluşumlarından Aliağa Belediye Tiyatrosu (ALBET), Aliağa Belediyesi Sanatevi (ASEV) yıl sonu etkinlikleri kapsamında sahnelediği “Bir...
“İki Çizgi Arasında” sergisi geleceğin İzmir’ine kapı aralıyor
İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Planlama Ajansı’nın hazırladığı “İki Çizgi Arasında: Geleceğin İzmir’ine Bugünden Bir Bakış” sergisi, Kültürpark Atlas Pavyonu’nda kapılarını ziyaretçile...
Edip Akbayram ve Volkan Konak şarkılarla anıldı
İzmir Büyükşehir Belediyesi Metropol Orkestrası, Türk müziğinin unutulmaz isimleri Edip Akbayram ve Volkan Konak’ı vefatlarının birinci yılında özel bir konserle andı. Kültürpark Açıkhava...
Şebnem Ferah yıllar sonra verdiği ilk konseriyle İstanbul’u salladı
Şebnem Ferah’ın önceki gün İstanbul KüçükÇiftlik Park’ta düzenlediği konserinin biletleri dakikalar içinde tükenmişti. Yaklaşık iki saat boyunca sahnede kalan Ferah, “Bu anı, bu geceyi, k...
Ölümünden 17 yıl sonra bir kez daha tarih yazdı!
Müzik dünyasının efsanevi ismi "Popun Kralı" Michael Jackson, ölümünden yıllar sonra bile erişilemez rekorlar kırmaya devam ediyor. Vizyona giren biyografi filmi ve TikTok akımlarının rüz...
SOSYAL MEDYA
MAGAZİN
İlker Kaleli'nin tiyatro şartı yerli metin
Londra’da okuduğu dönem birçok önemli oyunda sahneye çıkan İlker Kaleli yeniden tiyatroya göz kırptı. Oyuncu şartını da açıkladı: “Yerli metin olmalı.” İlker Kaleli geçtiğimiz günlerde İB...
TEKNOLOJİ
EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ
'Beslenme programı kişiye özel olmalı'
6 Haziran Diyetisyenler Günü dolayısıyla değerlendirmelerde bulunan Diyetisyen Fatma Betül Çelebi, kişiye özel planlanması gereken beslenme programlarının ciddi bir uzmanlık gerektirdiğine dikkat çekerek; diyetisyenlerin hastalıkların yönetiminden sağlıklı yaşam alışkanlıklarının kazandırılmasına kadar hayatın her evresinde kritik bir rol üstlendiğini ifade etti.






Yorumlar
Bu haberde yorum bulunmamaktadir.