Yukarı
445988

İstanbul Film Festivali’nin 45 yıllık gençliği...

20 Nisan 2026 08:51

Metin Erksan’ın başyapıtlarından biri olan “Acı Hayat”ın (1962) restore edilmiş yeni kopyası 45. İstanbul Film Festivali'nde, Atlas Sineması’nda izleyicisi ile buluştu.

Acı olaylarla korkunç gerçeklerin birbiriyle yarıştığı, “insanlık” dediğimiz erdemler yumağından nasibini alamamış hastalıklı liderlerin keyfine (ve “milli” sıfatı gerisine gizledikleri kişisel çıkarlara) göre biçimlendirilen bu karanlık günlerde, Metin Erksan’ın (1929-2012) başyapıtlarından biri olan “Acı Hayat”ın (1962) restore edilmiş pırıl pırıl yeni kopyasını gördükten sonra Atlas Sineması’ndan çıkıp serin ve güneşli bir Beyoğlu öğleninde filmin çekim izleğini sürmek, hoş ve yapıcı bir teneffüs oluyor. Manikürcü Türkan Şoray ile Haliç tersanesinde çalışan kaynak ustası Ayhan Işık arasındaki karasevdanın, gerçeklerin sert duvarlarında parçalanmasının öyküsü, akıp giden güncel yaşamın içine karışıveriyor. Yeşilçam’ın bu efsanevi iki yıldız oyuncusunun arkasına takılıp filmde birlikte yürüdükleri İstiklal Caddesi’nde, Tünel’de, Yüksek Kaldırım’da ve Galata Köprüsü’nde, filmden alınmış fotoğraf karelerini ellerde tutarak izlemek, saf nostaljiyi aşan bilinçli bir yolculuk. Kaldı ki o dönemi bilmeyen, çoğunluğu kadın genç sinemaseverlerden oluşan o meraklı topluluk için söz konusu nostalji değil, düpedüz keşif.

“Acı Hayat”ın çekim izleği girişimini düzenleyen Ankara Gazi Üniversitesi (yakın zamanda ikiye bölünüp adı farklı yeni bir üniversite daha kurulmuş!) öğrenci ve eğitim görevlilerine teşekkür edip kendilerini kutlamak gerekiyor.

TAZE RÜZGÂRLAR

45 yaşına gelen İstanbul Film Festivali’nin değişmeyen temel özelliği, tüm sinemaseverler için ferahlatıcı ve besleyici bir parantez olması, farklı yönlerden bol oksijen getiren taze rüzgârlar estirmesi. Gerçeklerden kaçışı körükleyen rüzgârlar değil bunlar, katiyen. Tam tersine, giderek daha anlamsız ve adaletsiz gözüken dünyamızın karmaşıklığını bir parça da olsa anlayabilmek, biraz geriye çekilip soluklanmak ve düşünmek için çok gerekli bir parantez oluşturmaktalar. Üstelik 45 yıl önce faşist bir askeri darbe sonunda kısıtlanan tüm özgürlükler gibi film izleme özgürlüğünün de kapatılan Sinematek ile birlikte yok olduğu o dönemin genç sinemaseverleri için nasıl bir sinema okulu işlevi gördüyse aynı işlevi bugün de sürdürüyor İstanbul Film Festivali.

Burada, hiçbirine ayrıntılı biçimde eğilmeden, en çok beğendiklerim arasından üç filmin adını anmakla yetineceğim: Amerikalı bağımsız yönetmen Lance Hammer’ın (1967) yönettiği Juliette Binoche’lu “Queen at Sea”; Melik Kuru’nun (1989), Metin Erksan’dan ve Fransız sinemasının Yeni Dalga akımından izler taşıyan başarılı ilk filmi “İsimsiz Eserler Mezarlığı” ve usta yönetmen Yeşim Ustaoğlu’nun (1960) çarpıcı belgeseli “Kuru Taşın Başı”.

Festivalin zengin yelpazesinde yer aldıktan sonra dağıtım ağına girebilen filmlerin oranının ne yazık ki çok düşük olduğunu biliyoruz. Adlarını sıralamakla yetindiğim her üç filmi de yakında, sinema salonlarının afişlerinde görebilmeniz dileğiyle

 

cumhuriyet



Yorumlar

Bu haberde yorum bulunmamaktadir.

Yorum Ekle


Diğer Haberler

İzBBŞT’den yeni oyun

İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İzBBŞT), 22 Nisan’da, sezonun dördüncü yeni oyununun prömiyerini yapacak. Sam Bobrick’in yazdığı, Burak Şentürk’ün yönettiği ‘Halktan Biri’ ...

Usta Oyuncu Feyha Çelenk Hayatını Kaybetti

Türk tiyatrosunun önemli isimlerinden Feyha Çelenk, 80 yaşında yaşamını yitirdi. Devlet Tiyatroları’nda bir ilke imza atan sanatçının vefatı sanat camiasını derin üzüntüye boğdu. 9 Ağusto...


Korku-gerilim ‘Mumya’ ile müzikal dram ‘Mother Mary’ vizyonda

“Mumya” korkuyu aile içi travmadan beslenen karanlık bir hikâyeye dönüştürürken, “Mother Mary” şöhretin ardındaki kırılmaları sahneye taşıyor. Haftanın iki filmi, geçmişle yüzleşmenin far...

Üniversiteliler tiyatroda buluştu

İzmir’de üniversite tiyatro topluluklarını bir araya getiren “Aynı Işığın Altında” Üniversite Tiyatro Festivali, Güzelyalı Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. İzmir Büyükşeh...


Karadeniz’in Zeugması’nda 1500 Yıllık Keşif

Karabük’teki Hadrianopolis Antik Kenti’nde yürütülen kazılarda, 15 asır öncesine ait tam set bıçak takımı ve bileme taşı bulundu. 250 parçadan birleştirilen bu eşsiz buluntular, bölgedeki...

Pera Müzesi’nden yetişkinlere özel yaratıcı atölye programı

Pera Müzesi Öğrenme Programları, "Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı" sergisi kapsamında hazırladığı “Kıyıda Buluşmalar: Yetişkinler için Atölyeler” programını izleyiciyle b...


Titanic faciasından kalan nadir parça açık artırmada

15 Nisan 1912’de batan Titanic’in yarattığı etki aradan geçen 114 yıla rağmen sürerken, facianın izlerini taşıyan dikkat çekici bir parça ilk kez açık artırmaya çıkarılıyor. Bir kurtulan ...

‘Hadi Öldürsene Canikom’ sahnede...

Vigor Kültür Sanat yapımıyla Aziz Nesin’in unutulmaz eserlerinden “Hadi Öldürsene Canikom” yeniden sahnede. Türk edebiyatının usta kalemi Aziz Nesin’in unutulmaz eserlerinden “Hadi Öldürs...


SOSYAL MEDYA


MAGAZİN

Ebru Gündeş'ten 'estetik' itirafı: '10 yaş gençleşmiş miyim?'

Ünlü şarkıcı Ebru Gündeş, son dönemdeki değişimiyle ilgili merak edilen sorulara sahnede yanıt verdi. Estetik operasyon geçirdiğini samimiyetle itiraf eden Gündeş, "Yarım yüz gerdirme ame...

TEKNOLOJİ

EDİTÖR'ÜN SEÇTİKLERİ

Robotların insanların elinden alamayacağı 3 meslek

Teknolojik dönüşümün istihdam piyasasını kökten sarstığı 2026 yılında, birçok meslek dalı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Uzmanlar; etik yargı, fiziksel beceri ve sorumluluk gerektiren üç temel mesleğin yapay zekaya karşı dirençli kalacağını vurguluyor.

ÇOK YORUMLANANLAR

ÇOK OKUNANLAR